Ahilik Nedir ? PDF Yazdır e-Posta

Günümüzde "Ahilik"esnafa özgü bir kavram olarak algilanmakta; Ahilik denilince esnaf, esnaf denilince de Ahilik akla gelmektedir.Ancak,bu kavramin günümüze ve gelecege isik tutan daha derin ve genis anlami da vardir.

 KAVRAMLAR
"Ahi" ,Arapça'da "kardes " anlamina gelen bir kelimedir.Kasgarli Mahmut'un hazirladigi Divan-ü lügat-it Türk isimli ansiklopedik sözlükte ise "ahi "kelimesinin eli açik,cömert anlaminda kullanilan ve Türkçe olan “aki”dan geldigi kaydedilmektedir.

Ahilik,Türklerin Islamiyet'i topluluk halinde kabul ettikleri yillarda , Türk örf ve adetleri ile Islam inancini kaynastirmak amaciyla gelistirilen bir düsünce sistemi ve tarzini benimseyenlere de "ahi" denilmektedir.Ahi birlikleri ise ahiler tarafindan kurulup gelistirilen bir sivil toplum teskilatidir.

AHİLİK
Müslüman olmalariyla birlikte Türklerin ekonomik ,sosyal ve kültürel hayatinda önemli degisiklikler meydana gelmeye basladi.Bu degisikliklerin temelinde ise göçebelikten yerlesik hayata geçis sürecinin hizlandirilmasi bulunmaktaydi.Bu tür büyük degisimlerin yasandigi dönemlerde,insanlarin farkli tutum ve davranis sergilemeleri dogaldir.Nitekim Selçuklu döneminin Anadolu'sunda bu böyle olmustur.

DEĞİŞME KARŞISINDA AHİLİK
Sözü edilen dönemde Müslüman Türkler,yasanmasi kaçinilamaz olan degisim karsisinda takindiklari tutum ve davranislar açisindan üç ana grupta toplanmislardir.
Birinci grupta yer alan Türk Sultanlari ve yüksek tabaka,Islam-i hayat tarzinin yerlesmesi ve köklesmesine önem ve öncelik vererek degerleri ihmal etmislerdir.Bunlar Saman-i inancin hatiralarini canlandiracagi endisesiyle,Müslüman olmadan önceki tarihleri ile örf ve adetlerine ilgisiz kalmislardir.”Bundan dolayi,mesela ananeye daha sadik olan göçebe kitleleri arasinda vücut bulan Oguz-name ve Dede Korkut Kitabi istisna edilecek olursa,aydin Türklerden ,Firdevsi gibi Iran tarihini destaniyla ebedilestiren bir kimse degil,Oguz Destanini bize sadece nakleden bir Türk ravisi bile çikmamistir.”

Ilk zamanlarda Türk Sultanlari,gerek siyasi hakimiyetin sembolü olmak ve gerekse sehirlerde oturan Müslüman Türkleri Islam-i esaslara göre idare etmek amaciyla, ele geçirilen her sehre Iranli bir kadi tayin ediyorlardi.Hizla kurulan medreselerde,Iran ve Arabistan'dan getirilen Islam Ulemasi ders veriyordu.Devlet tarafindan desteklenen bu ulema, Türk geleneklerine karsi hosgörüsüzdü.Bu Ulema zümresinin tutum ve davranislari genis halk kesimlerinde tedirginliklere sebep oluyordu.

Ikinci grubu meydana getirenler,birinci grubun aksine ,Islam-i inanç ve hayat tarzindan çok eski Türk geleneklerine ve saman inancina bagliydilar.Bir nevi Islamiyet'i de Samanizm olarak benimsemislerdi.Bu grup devlete karsi çatismaci bir tavir almis ve bütün bir Orta Çag boyunca meydana gelen ayaklanmalara sebep olmuslardir.

Üçüncü grup ise; Islam inanciyla Türk geleneklerinin kaynastirilmasini benimsemis ve diger gruplarla çatismaya girmekten sakinmis ve gerektiginde huzurun saglanmasi için devlete yardimci olmustur.Ahilik, bu grup tarafindan benimsenip gelistirilen bir düsünce tarzidir.Huzurun saglanmasini benimseyen Ahilige bu nedenden dolayi “ Orta Yol “ da denilmistir.

AHILIK VE INSAN
Düsünce sistemlerinin açiklanmasinda öncelikle üzerinde durulmasi gereken husus,o sistemde insana hangi deger ve rolün verildigidir.Düsünce sistemlerinin insana bakis açilari
ve onlara verdigi deger ile bunlarin uygulamada aldigi biçim son derece önemlidir.Insani mutlu etmek adina ortaya atilan düsünce sistemlerinin bir çogu amacini gerçeklestiremez.Tarih iyi niyetlerle ortaya atilan ancak bir çok insani perisan eden hikayelerle doludur.

Ahilik ise,Islam inanci ile Türk örf adetlerini kaynastiran bir düsünce sistemidir.Ahilikte insan sistemin ortasina oturtulmus olup her sey onun dünya ve ahiret mutlulugu esas alinarak sekillendirilmistir.Hiçbir seye “esrefi mahlukat “ kabul edilen insandan daha fazla deger verilmez.Ahiligin temelinde böyle bir insan anlayisi vardir.

Ahilik insani bir bütün olarak ele almakta ve onu bütün yönleriyle gelistirmeyi amaçlamaktadir.Bu sebeple Ahilik insanin sadece uhrevi hayati degil; ekonomik,kültürel ve sosyal hayatini kapsayacak biçimde dünyevi hayatini da düzenlemektedir.Ahilik insanlarin distan zorlamalarla kaidelere uygun hareket etmelerini saglama yerine,nefis terbiyesi ile onlarin beklenilen tutum ve davranislari kendiliklerinden göstermeleri temeli dayanir.Bu tercihleri sebebi ile ahiler kaideleri belirlemekle yetinmeyip,egitime büyük önem vermislerdir.

AHILIK VE TOPLUM
Her konuda oldugu gibi,fert-toplum münasebetlerinde de ahilik orta yolu bulmus,toplum için ferdi,fert için toplumu feda etmeyen bir hayat anlayisini benimsemistir.Bu anlayis ve insana verilen degerin sonucu olarak ahilikte dayanismaci toplum yapisinin esas alindigi görülür.Dayanismaci toplum anlayisinda,toplumu meydana getiren sosyal kesimlerinin menfaatlerinin birbiriyle çatismadigina inanilir.Sadece kesimler arasinda degil,ayni kesim içerisinde bulunan fertler arasinda da çatismaya sebep olabilecek davranislara izin verilmez.Böylece toplum da iç huzurun ve barisin saglanmasina çalisilir.Bunun saglanmasinda da esas olan uzlasmadan çok diyalogdur.Çünkü uzlasma taraflar arasinda taviz verilmesine sebep olarak ortak noktalar bulunur.Taviz verilerek ortak nokta bulundugu içinde taraflarda bir burukluk olusmaktadir.Ahilikte ise uzlasmadan ziyade,ferdin diger insanlari düsünerek ölçülü ve dengeli davranislar göstermesi söz konusudur.Bu yaklasimda ferdin taviz vermesi degil,gönüllü katkisi esas oldugundan,sonucunda burukluk yasanmaz;aksine ,iç huzur duyulur.

AHILIK VE EKONOMI
Ahiligin günümüzde uygulanan teorilerden çok farkli bir ekonomi anlayisi vardir.

Ekonominin Hayatta ki yeri:
Ahilik, hem dünya ve ahireti birlikte düsünen bir anlayisa sahiptir.” Hiç ölmeyecekmis gibi dünya,yarin ölecekmis gibi ahret için çalis “ Hadisi de bu görüsü desteklemektedir.

Ahilikte ekonomi bir araçtir ve bu aracin amaç haline getirilmesine izin verilmez.Sadece mal,servet ve kazanç için çalismak hiçbir zaman kendi basina bir anlam tasimaz.Bunlar,ancak kendinden üstün bir amacin gerçeklesmesinin araci olduklari takdirde bir deger ifade ederler.Mesela, baskalarina muhtaç olmadan yasamak veya baskalarina yardim etmek için kazanilan para degerlidir.Ama , para kazanmis olmak için para kazanmak,baska bir deyisle para kazanmayi amaç haline getirmek,ahilerin kabul etmedikleri bir davranistir.Çünkü bu durumda,araç olan para amaç haline gelmektedir.

Para kazanmak amaç haline gelirse,amaç olan ahlaki degerler de araç haline gelir ki, bu son derece ahlaksiz bir dünya görüsüne temel teskil eder.Ahilerin mal ve servet hakkinda düsünceleri,onlarin ekonomik faaliyetlerine de yansimistir.Ahiler,insanlarin kendi emekleri ile geçinmelerini ve kimseye muhtaç olmamalarini isterler.Bu sebeple ahinin emegini degerlendirebilecegi bir isi,özellikle bir sanati olmasi,ahlak kaidesi haline getirilmistir.Ahilik insanlarin çalismalarini, bir isle ugrasmalarini ve kendi emekleri ile geçimlerini ister.Bazi fütüvvetnamelerde issizlik “ Batili “ olarak kabul edilmekte ve akilsizlik sayilmaktadir.

Ahiler çalismayi ibadet saymislardir.Onun için ahiler is yerlerine ibadet yeri gibi deger verirler.Ahilikte isyerleri,tekkeler ve zaviyelerden daha kutsal yer olarak kabul edilir,Ahinin isyeri hak kapisidir.Bu kapidan hürmetle girilir, saygi ve samimiyetle çalisilir, helalinden kazanilir,helal yerlere ve kararinca harcanir.Ahilikte esas olan helal kazançtir.Ahinin dogru olmasi ve hak ettiginden fazlasini isteme yoluna sapmamasi ahlak kaidesi haline getirilmistir.

Ahilik;hakkina razi olmayarak malina degerinden fazla fiyat isteme,zenginlesme hirsiyla gömülü hazineler pesinde kosma,karanlik ve dolasik kazanç yollarina sapma gibi haram yollarina müsaade etmez.Öte yanda ahilik,kendini ve yakinlarini geçindirecek”insafli” ve “dürüst” bir ticarete karsi degildir.Ama mal biriktirme ve yigma pesinde kosan, haris ve istismarci ticarete karsidir.Kolay kazanç, ahi ahlaki yönünden makbul degildir.Kazanç,mesakkatli olacak, güç olacak,alin teri ve emek karsiliginda elde edilecektir.Sahibini soygun ve vurgun pesinde kosturmayan,dilencilikle yüzünü yere egdirmeyen,ifrattan da tefritten de uzak oldugu için “ vasat ve itidal” ölçüsüne en fazla yaklasan ve o yüzdende en çok övülmeye hak kazanan geçinme tarzlari olarak,ziraat ile sanat kabul edilirdi.El isçiligi,kararli ve sebatli bir kazanç yolu oldugu için ahilerce en hayirli geçinme yolu olarak benimsenirdi.Bu anlayis ahilerin asiriliklarda uzak dengeli ve uzlasmaci dünya görüsüne de uygundur.

Ahilik mülkiyete karsi degildir.Ancak Allah'in “... Ta ki servet içinizde yalniz zenginler arasinda dolasan bir devlet olmasin....” emri uyarinca,servetin belirli ellerde toplanmasina karsidir.Bu sebeple sermaye artirimi ve asiri kazanç arzusu kesinlikle engellenmistir.Sabahleyin dükkanlarin açildigi zaman,her esnaf birlik odalarinin önünde toplanir,bir kisi dua eder,sonrada dagilarak herkes dükkanini açardi.Sabahleyin ilk müsterisi ile alisveris yapan bir esnafa,ikinci müsteri gelirse ve komsusu henüz alisveris yapmamissa o esnaf müsteriye bütün samimiyeti ile söyle derdi: ”Kusura bakama efendim Allah( cc) bereketini vere, ben bu sabah siftah yaptim.Senin istedigin mal karsi dükkanda da var.o daha siftah etmedi.Siz oradan alin .”

 AHI EVRAN
Ahi Evran'in hayatini ve sahsiyetini anlatmaya baslamadan önce bir hususa dikkat çekmek gerekecektir.Ayni yüzyillarda yasamis diger Türk büyükleri gibi,Ahi Evranin da menkibevi bir sahsiyeti vardir.Menkibevi bir sahsiyeti vardir.Menkibelerde anlatilanlar,hayatin gerçeklerine uymayabilir.Ancak,menkibelerin o sahsa inanan insanlar tarafindan zenginlestirildigi ve yasatildigi unutulmamalidir..

Asil adi Mahmut Nurettin,takma adi Nimetullah olan Ahi Evran,1236 yilinda Horasan da dogdu.Kösedag savasindan sonra Mogol baskisi ile Anadolu'ya göç eden Oguz Türkleri arasinda Ahi Evranin aileside vardi.Ailesi ile birlikte önce Konya'ya yerlesen Ahi Evran,oradan Denizli ve Kayseri'ye gitmis,daha sonra Kirsehir'e yerlesmistir.Fakir bir ailenin çocugu olan Ahi Evran önce bir demircinin yaninda çalismaya basladi.Daha sonra debbag lik ( deri islemeciligi)sanatina girerek bu meslekte müstesna bir kabiliyeti oldugunu göstermis ve çaliskanligi ve kabiliyeti sayesinde iki yilda kalfaliga geçmistir.Ahilik konusunda Ahi Mahmut'tan ders almistir.

Ahi Evran'in debbag oldugu bilinmektedir.Ancak, meslek hayatina demirci çiragi olarak basladigina iliskin bilgiler net degildir.Ahi Evran, gerçekten bir süre demirci çiragi olarak çalismis olabilir.Fakat,ilk mesleginin demircilik olarak kabul edilmesi, baska ihtimalleri de akla getirmektedir.Bilindigi gibi eski Türklerde demircilik kutsal bir meslektir.Bu husus dikkate alindiginda,is hayatina demircilikle baslamis olduguna inanilmasi,Türk kültürün Ahi Evran'in hayatina yansitilmasinin bir sonucu olma ihtimali yüksek görülmektedir.

Ahi Evran'in kabiliyeti sayesinde iki yilda kalfaliga yükseldigine iliskin bilgide önemlidir ve bu bilginin dogru olma ihtimali çok yüksektir.Çünkü Türk Kültüründe,kabiliyetlerin önüne çesitli engeller koyarak onlari sinirlama yaklasimi benimsenmez.

Ahi Evran usta olduktan sonra teskilatta ahi seyhi olarak görev aldi.Kirsehir'de debbaglik meslegini gelistirip yayginlastirdi.Daha sonra “Ahi Baba”liga yükseldi.Ahi birliklerini canlandirarak bütün Anadolu da taninan bir sahsiyet haline geldi.Ahi Evran,esnafin denetlenmesine büyük önem verirdi.Her firsatta isyerlerini gezer,yapilan islerin temizligini,saglamligini kontrol ederdi.Ayakkabicilari gezerken begenmedigi ayakkabiyi dama atardi.Bu olay halk arasinda”...Ustanin pabucu dama atildi.”seklinde anlatilirdi.Bu sözler o ustanin kalitesiz mal ürettigi anlamina gelirdi.

Hakkinda bir çok efsane bulunan Ahi Evran,”hiç ölmeyecekmis gibi dünyaya,yarin ölecekmis gibi ahrete çalis”hadisi serifi kendine düstur edinmistir.Teskilat mensuplarina da ;dünyada yasamak için bilgi,ahlak ve maharet ile sanatkarlar arasinda yardimlasma ve beraberlige;ahret için ise takva ve iman esaslarina simsiki sarilmaya ihtiyaç oldugunu sik sik hatirlatirdi.

Osmanli Devleti'nin kurulusunda önemli rol oynayan binlerce Ahi yetistiren Ahi Evran,1329 da 93 yasinda vefat etmistir.Kabri Kirsehir dedir.

“Doksan üç yil yasayan ve akla yar,nefse düsman olan faziletli er kisi,tekkesine kapanmis,dünyadan elini etegini çekmis münzevi bir sofu ve softa degildi.O hayatini kazanmak için diyar diyar dolasmis,her sanat ve zanaata basvurmus,”elvan elvan “ deriler islemistir.Nasil ki ,Haci Bektas-i Veli,köylerde Türkmenlerin basina geçerek çiftçilik yapmissa,Ahi Evran da sehirlerde otuz iki esnafi bir basa baglayarak tarikat çerçevesi içinde insanogullarina hayatlarini kazanmayi ögretmistir.”

Menkibeler ve secere nameler,Ahi Evran ve ahi birliklerinin hakkinda önemli bilgiler ihtiva etmektedir.Bunlarda Ahi Evran,keramet sahibi büyük bir veli hüviyetine karsimiza çikmaktadir. Bir gün,Ahi Evran'in çirak olarak çalistigi dükkana topluca mal almak isteyen bir müsteri gelir.Ustasi tüccara onun istedigi kadar derinin bulunmadigini söyleyince,Ahi Evran itiraz eder ve depo olarak kullanilan bodrumda istenilen miktarda derinin mevcut oldugunu söyler.Bodruma inip “ Ya Allah”diyerek yukariya atmaya basladigi deri sayisi binleri bulur.Hayretler içinde kalan ustasi”Yeter oglum “ diye bagirinca ambarda ki deriler de kaybolur.Bu olaya seyirci olan esnaf, Ahi ve ustasini bitisikteki dükkanlardan deri çalmakla suçlayarak mahkemeye verirler.Kadi digerlerini dinledikten sonra sira Ahi Evran'a gelir.Ahi Evran derilerin kendilerine ait oldugunu söyler.kadi sahitlerin nerede oldugunu sorunca “burada” der.halbuki mahkeme de kendisi ve kadidan baska kimse yoktur.Kadi” hani ogul burada kimse yok” dediginde, Ahi Evran “Burada efendim” der.Bos sandalyeleri gösterir ve onlara dönerek” Buyurun Ya sandalyeler,kadiya ifade verin”der.Bos sandalyeler el sürülmeden kendi hallerinde yürüyerek kadinin huzuruna gelirler.Bunu gören kadi,derilerin Ahi Evran ‘in ustasina ait oldugunu hükmeder. Ahmed Gülsehri,”Keramet i Ahi Evran “adli risalesinde Onun bir Keramet Ehli oldugunu söyle anlatir:

Dagi tutup yaziya sürür idi

Yani yürü dese yürür idi

Hizir ile yürür idi hergün bile

Komaz idi ki kim esne gark ola

Ol ki Sultan ile sahip sir durur

Deniz ile yazu ana bir durur.....

“Elde mevcut secerenamelere göre Ahi Evran Abdülmüttalip'in torunu, Hazreti Muhammed'in amcasi Abbasin ogludur.Asil adi Mahmut tur.Ona “ Sultan Ahi Evran “adini,Bedir Gazasina giderken alemi serifin hamil olusundan ve muharebedeki evran gibi her yöne saldirisindan hosnut olan peygamber vermistir.Ashab dahi bunu görünce her biri birer yadigar verdiler.Resulullah buyurdu ki:Ya Ali,sen ne verirsin?Dedik te:Allah'in emri Resulullah'in kavli üzerine kizim Rukiye'yi,amcam oglu sultan Ahi Evran hazretlerine verdi” dedi.

Hazreti Muhammed nikahlarini kiydi,üç gün üç gece dügünleri yapildi.Koyunlar ,keçiler, sigirlar kesildi.Üç gün sonra Ahi'nin matbahina girdiler.Bundan sonra diyar diyar dolasan ,bir yerde karar kilmayan Seyh Mahmut,Gülsehri nami diyar Kirsehir'de karar edip anda karar kildilar.Çok vilayetlerde kerameti zahir oldu.Kirsehir'e ayak bastiklarinda ,ayan ve ekabir geldiler.

AHİ BABA NASİHATI

EY OGUL ;
GEREKTIR KI , GÜZEL AHLAK'DAN, AKLI SELIMDEN DISARI ADIM ATMAYASIN, NEFSINE VE SEYTANA UYMAYASIN, HARAMDAN, IGRENÇLIKLERDEN PERHIZ EDESIN, SÜNNETLERI KOCALTMAYASIN, ELINLE KOYMADIGINI GÖTÜRMEYESIN, KIMSENIN SANATINA TAMAH ETMEYESIN, KIMSENIN ÇOLUK ÇOCUGUNA HIYANET NAZARI ILE BAKMAYASIN. KIMSEYE KIBIR, BUGUZ, BUHUL VE HASET ETMEYESIN HER KIMIN AYIBINI GÖRÜRSEN ÖRTESIN, DÜNYA'YA ASIRI MUHABBET GÖSTERMEYESIN, SENDEN BÜYÜGE VARIP, ONA IZZET-I IKRAM EDESIN, HÜRMET VE HIZMET DE BULUNASIN, BIR ELININ KISBINI KIFAYET KISBE, BIR ELININ KISBINI AHIRET GÜNÜ IÇIN FAKIR,FUKARAYA SARF EDESIN, HAYIR ISLERINDE ELINDEN GELENI YAPMAKTA KUSUR ETMEYESIN

MAHMUD NASIRETTIN

( HZ. AHI EVRAN-I VELI

 
Bu site Hosting40 tarafindan olusturulmustur